Gerekli Gereksizlikler

Gerekliliklerin olmadığı bir dünya nasıl olurdu?  Su içmenin bile gerekli olmadığı bir dünya…  Kabul etmek gerekir ki bu bir ütopya. Durun durun belki de distopya.  Elbette hepimizin yapma zorunluluğu olduğu işler var.  Şüphesiz zorunlu olarak yaptığımız bu işlerin büyük çoğunluğunu sevmeyiz. Örneğin bendeniz ders çalışmayı sevmem. Daha sevmediğim birçok şey var tabii lakin diğerleri bazen sevilebiliyor. Her gün okula gitmeyi de sevmezdim ama pandemi boyunca bu dertten kurtuldum. Bildiğim bir şey var ki ; her gün işe gitseydim bundan muhakkak dert yanardım. Özellikle de sabahın köründe uyanıp o kahrolası metrolarda sıkış tıkış ayakta uyuklayarak gidersem… Bu durumun yaşanmaması için bugünlerde çok feci uğraş veriyorum kendi içimde. Biliyor musunuz belki sadece bendedir bu ama ben bir işe x kadar pratikte uğraş veriyorsam kendi içimde onu yapıncaya kadar verdiğim çaba 2x kadar olabiliyor. Yani 2 saat ders çalıştıysam aslında 6 saat boyunca zihnim dersle meşgul olmuştur. Gerekliliklerden bahsediyordum. Aslında evet; ders çalışmanın, okula, işe gitmenin, erken uyanmanın ve daha nice rezil şeylerin gerekli olmadığı bir dünyada yaşamak güzel olurdu. Fakat meseleye bir de şu açıdan bakalım. Hiçbir gerekliliğin olmadığı dünyada insanlar tamamen sorumsuz ve başına buyruk olurdu. Hatta yeme içmenin gerekli olmadığı dünyada açlık diye bir şey olmayabilirdi ama bu sefer de yemek diye bir şey olmazdı ve biz şu an var olan muhteşem tatlardan mahrum kalırdık. Eh, bu açlıktan dolayı meydana gelen ölümlere, acılara göre bayağı tolere edilebilir bir lüks sayılır tabii. Yine de bu durumu sadece yemekten mahrum kalmak olarak düşünmek yanlış olur. Çok boyutlu bir meseleden bahsediyoruz. Örneğin, sorumsuz ve başına buyruk insanlar zaten pek matah olmayan dünya gezegenini iyiden kaosa sürüklerdi. Bir düşünürsek işe gitmek zorunda olmayan, ders çalışmak zorunda olmayan, hatta aç karnını doyurmak için faaliyete geçmek zorunda bile olmayan devasa insan topluluğu gününü nasıl geçirecek ? Yüksek ihtimalle uzay boşluğunda gibi bir oraya bir buraya salınarak günlerini geçirmeye çalışırlar ve tabii bunu yaparken de diğerlerinin özel alanına saygı göstermezler. Çünkü dostlarım can sıkıntısı o kadar ağır gelecektir ki öyle bir durumda insanoğlu ne etiği ne de ahlak kurallarını umursamayacaktır. Bu yüzdendir ki yaptığımız veya yapmak zorunda olduğumuz işler konusunda isyan ederken ölçülü olmakta fayda var. Emin olun sabah uyandığınızda aklınıza yapacak hiçbir şey getirmeyen bir hayat fevkalade zor ve çileli olurdu. Gerçi benim sabahlarımı  soracak olursanız da acaip neşeli geçiyor cevabını almanız pek olası değil. Kahvaltı öğünü için aksiyona geçmek bazen beni o kadar zorluyor ki hiçbir şekilde bir karara varmak istemiyorum. Yani tüm yapacağım şey iyi kötü mideme bir şeyler doldurmak sonrasında ise gündelik işlerime odaklanmak. Görünüşte oldukça basit olan bu mevzu beni bazı sabahlar farklı yönleriyle gerçekten zorluyor. Ne zamandır atlattım dediğim şu kahvaltıdan sonra tekrar illeti de  yeniden baş göstermeye başladı.  Bir bakıma gülünç bu söylediğim ama ben bazen felaket garip ve inatçı olabiliyorum.  Bu  meselenin beni neden bu kadar rahatsız ettiğini ilerleyen zamanlarda anlatırım belki. Şimdilik söyleyebileceğim tek şey bu konuya bir kez daha yoğunlaşmanın zamanı geldi.  Tekrar karşılaşıncaya dek iyi günler dostlarım.